Yapay Zekâ ve Hukuk
YAPAY ZEKANIN TÜRK HUKUKU EKSENİNDEN DEĞERLENDİRİLMESİ YAPAY ZEKÂNIN TÜRKHUKUK SİSTEMİ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ: MEVZUAT, YARGISALFAALİYET, SORUMLULUK REJİMİ VEHUKUK MESLEKLERİNİN GELECEĞİ Yapay zekâ teknolojilerinin son yıllarda ulaştığı gelişmişlik düzeyi, Türk hukuk sistemini yalnızca teknik yardımcı araçlar bakımından değil, hukukun temel ilkeleri, yargı fonksiyonunun niteliği, sorumluluk anlayışı ve hukuk mesleklerinin icra biçimi açısından da köklü biçimde etkilemektedir; Türk hukuku, normatif yapısı itibarıyla yazılı hukuk geleneğine hâkimin vicdani kanaatine insan merkezli yargılama anlayışına dayanmaktadır; ancak büyük veri analizi, makine öğrenmesi ve üretken yapay zekâ sistemlerinin hukuki süreçlere dâhil edilmesi, bu insan merkezli yapının sınırlarını yeniden tartışmaya açmış; yapay zekâ, bu yönüyle Türk hukukunda yalnızca teknolojik bir yenilik değil, anayasal, cezaî, özel hukuk ve meslek hukuku boyutları bulunan çok katmanlı bir dönüşüm alanı hâline gelmiştir. PEKİ TÜRKHUKUKUNDA YAPAY ZEKÂYA İLİŞKİN MEVCUT NORMATİF ÇERÇEVE VEGÜNCEL DÜZENLEME ÇALIŞMALARI VAR MI ? Kısa cevabı HAYIR. Bilindiği üzere Türkiye’de yapay zekâya özgü müstakil ve bütüncül bir kanun henüz yürürlüğe girmemiştir ancak bu hukukumuzun kendini güncellemediği anlamına gelmez. Şöyle ki yapay zekâ uygulamaları mevcut mevzuat hükümleri aracılığıyla dolaylı ve parçalı biçimde düzenlenmektedir, örneğin 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu. Bu kanun yapay zekâ sistemlerinin temelini oluşturan veri işleme faaliyetleri bakımından merkezi bir normatif dayanak oluşturan bir kanun haline gelmiştir; özellikle KVKK’nın 4. maddesinde düzenlenen hukuka ve dürüstlük kurallarına uygunluk, doğru ve gerektiğinde güncel olma, belirli, açık ve meşru amaçlar için işlenme ile işlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma ilkeleri, yapay zekâ tabanlı algoritmaların veri işleme süreçlerinde doğrudan uygulanması gereken bağlayıcı ilkelerdir Buna ek olarak KVKK’nın 11. maddesinde yer alan, kişisel verilerin otomatik sistemler vasıtasıyla analiz edilmesi suretiyle kişinin aleyhine bir sonucun ortaya çıkmasına itiraz etme hakkı, Türk hukukunda algoritmik karar alma süreçlerine karşı tanınmış açık ve doğrudan bir bireysel güvence niteliği taşımakta olup, kredi değerlendirmesi, risk analizi, işe alım filtreleme ve benzeri yapay zekâ uygulamalarında veri sahibine insan müdahalesi talep etme imkânı sağlamaktadır; özel hukuk bakımından Türk Borçlar Kanunu’nun 49. maddesinde düzenlenen haksız fiil sorumluluğu, yapay zekâ sistemlerinin hukuka aykırı ve kusurlu bir fiil sonucunda zarar doğurması hâlinde uygulama alanı bulmakta, TBK’nın 66. maddesinde yer alan adam çalıştıranın sorumluluğu ile 71. maddesinde düzenlenen tehlike sorumluluğu hükümleri ise yapay zekânın öngörülemezliği dikkate alınarak doktrinde kıyasen tartışılmaktadır; ceza hukuku bakımından Türk Ceza Kanunu’nda yapay zekâya özgü bir düzenleme bulunmamakla birlikte, TCK’nın 20. maddesinde düzenlenen ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi uyarınca yapay zekânın doğrudan fail olarak kabul edilmesi mümkün olmayıp, cezai sorumluluk algoritmayı kullanan veya yönlendiren gerçek kişilere atfedilmektedir; anayasal düzeyde ise Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru kararlarında vurguladığı adil yargılanma hakkı, gerekçeli karar hakkı ve ölçülülük ilkeleri, yapay zekâ uygulamalarının mutlak ve denetimsiz olamayacağını ortaya koymakta; ayrıca TBMM’de 2024 ve 2025 yıllarında gündeme gelen yapay zekâya ilişkin kanun teklifleri ve komisyon çalışmaları, Türk hukukunda yapay zekânın gelecekte müstakil bir yasal çerçeveye kavuşturulacağına işaret etmektedir. Son olarak 5651 sayılı Kanun kapsamında yapay zekâ tarafından üretilen hukuka aykırı içeriklere yönelik erişim engelleme ve içerik çıkarma kararlarının uygulanması, mevcut hukuk düzeninin yapay zekâ kaynaklı içerikleri nasıl denetlediğini somut biçimde göstermektedir. HUKUKÇU OLSUN YA DA OLMASIN HERKESİN AKLINI KURCALAYANSORU HAKİMİN TAKDİRYETKİSİ VE VİCDANİ KANAATİNE NE OLACAK ? Yapay zekâ destekli sistemlerin yargısal süreçlerde kullanılmasının, hâkimin takdir yetkisini ve vicdani kanaatini zayıflatacağı yönündeki değerlendirmeler, Türk anayasal düzeni bakımından hukuki karşılıktan yoksundur; zira Anayasa’nın 138. maddesi uyarınca hâkimler görevlerinde bağımsız olup kararlarını Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre verirler ve bu yetki devredilemez niteliktedir; Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru kararlarında istikrarlı biçimde vurguladığı gerekçeli karar hakkı, adil yargılanma hakkı ve ölçülülük ilkesi, yargılamada otomatik veya algoritmik karar alma süreçlerinin mutlak biçimde uygulanmasını dışlamakta, hâkimin somut olayı bizzat değerlendirme ve kararın gerekçesini insanî muhakeme ile oluşturma yükümlülüğünü zorunlu kılmaktadır; bu çerçevede yapay zekâ tarafından üretilen analizler, öneriler veya istatistiksel çıktılar, hâkimin anayasal yetkisini ikame eden değil, en fazla karar sürecini besleyen yardımcı veriler olarak kabul edilebilir; aksi yönde bir uygulama, yargı yetkisinin fiilen algoritmalara devri anlamına geleceğinden hukuk devleti ilkesiyle ve Anayasa’nın 9. ve 138. maddeleriyle bağdaşmayacaktır. PEKİ YAPAY ZEKÂ DESTEKLİ SİSTEMLERİN“YARDIMCI GÖRÜŞ” NİTELİĞİ NE ANLAMA GELİR? Türk hukuk sistemi bakımından yapay zekâ destekli sistemlerin yargılamadaki konumu, hukuki niteliği itibarıyla bir “yardımcı görüş” veya teknik destek aracı olduğunu söylemiştik. Bu sistemler içtihat taraması, benzer uyuşmazlıkların sınıflandırılması, süre ve usul denetimi, istatistiksel eğilimlerin ortaya konulması gibi alanlarda hâkime yardımcı olabilirken, hukuki nitelendirme, delillerin serbestçe değerlendirilmesi, tanık beyanlarının inandırıcılığı ve hakkaniyet takdiri gibi yargısal faaliyetin özünü oluşturan konularda bağlayıcı veya belirleyici olamaz; yapay zekâdan elde edilen çıktılar, hâkim açısından ne bilirkişi raporu ne de bağlayıcı bir içtihat niteliği taşımakta olup, yalnızca değerlendirmeye esas alınabilecek teknik veriler olarak kabul edilmelidir; bu nedenle yapay zekâ destekli analizlerin kararda aynen benimsenmesi değil, hâkimin bu verileri kendi vicdani kanaati süzgecinden geçirerek gerekçeli karara yansıtması hukuken zorunludur; aksi hâlde kararın gerekçesizleşmesi ve denetlenebilirliğini yitirmesi riski doğacaktır. HÂKİM–BİLİRKİŞİ–YAPAY ZEKÂ İLİŞKİSİ VE BU İLİŞKİNİN SINIRLARINEYE GÖREBELİRLENECEK ? Türk usul hukukunda bilirkişi, hâkimin teknik veya özel bilgi gerektiren konularda başvurduğu yardımcı bir süje olup, bilirkişi raporu dahi hâkimi bağlamamakta ve nihai değerlendirme yetkisi her zaman hâkime ait bulunmaktadır. Bu bağlamda yapay zekâ destekli sistemlerin hukuki konumu, bilirkişiden dahi daha sınırlı olup, bağımsız bir değerlendirme süjesi olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Yapay zekâ, teknik veri analizi veya istatistiksel karşılaştırma yapabilen bir araç olmakla birlikte, bilirkişide dahi aranan tarafsızlık, sorumluluk ve hesap verebilirlik niteliklerinden yoksundur; bu nedenle yapay zekânın yargılamadaki rolü, bilirkişi raporu üreten bir aktör değil, hâkimin ve gerektiğinde bilirkişinin yararlanabileceği teknik bir destek aracı olarak sınırlandırılmalıdır; hâkimin, bilirkişi raporunu dahi serbestçe takdir ettiği bir sistemde, yapay zekâ çıktılarının bağlayıcı kabul edilmesi hukuki mantıkla ve yargı fonksiyonunun doğasıyla bağdaşmayacaktır YAPAY ZEKA NASIL SORUMLULUK ALACAK ? Yapay zekâ sistemlerinin sebep olduğu zararlar, Türk Borçlar Hukuku bakımından klasik kusur esaslı sorumluluk anlayışını önemli ölçüde zorlamakta ve mevcut mevzuat hükümlerinin yorum yoluyla genişletilmesini gündeme getirmektedir; bu kapsamda Türk Borçlar Kanunu’nun 49. maddesinde düzenlenen haksız fiil sorumluluğu, yapay zekâ destekli bir sistemin hukuka aykırı bir fiil sonucunda zarar doğurması hâlinde temel başvuru normu olarak karşımıza çıkmakta olup, kusurun varlığı, zarar, illiyet bağı ve hukuka aykırılık unsurlarının somut olay özelinde değerlendirilmesi gerekmektedir; bununla birlikte yapay zekânın özerk davranışlar sergileyebilen ve karar süreçleri önceden tam olarak öngörülemeyen bir teknoloji olması, kusurun kime atfedileceği sorununu doğurmakta, bu noktada TBK’nın 66. maddesinde düzenlenen adam çalıştıranın sorumluluğu ile 71. maddesinde yer alan tehlike sorumluluğu hükümleri doktrinde kıyasen uygulanabilir hükümler olarak tartışılmaktadır; özellikle yüksek risk barındıran yapay zekâ sistemlerinin kullanımı bakımından kusursuz sorumluluk esaslarının gündeme gelmesi, hukuk güvenliği ve zarar görenin korunması ilkeleri açısından önem arz etmektedir; mevcut durumda Türk hukukunda yapay zekâya özgü açık bir sorumluluk rejimi bulunmamakla birlikte, uygulamada sorumluluğun çoğunlukla sistemi kullanan kişi veya kurum üzerinde yoğunlaştığı, yazılım geliştiricilerin sorumluluğunun ise ancak kusurun somut olarak ispatlanabildiği hâllerde gündeme gelebildiği görülmektedir. CEZA HUKUKU AÇISINDAN YAPAY ZEKÂ VE ALGORİTMİK FİİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ MESELESİ Türk Ceza Hukuku bakımından yapay zekâ, özellikle suçun faili, kast ve kusur kavramları yönünden yeni ve karmaşık tartışmaları beraberinde getirmektedir; mevcut ceza hukuku sistemi uyarınca suçun faili yalnızca gerçek kişiler olabileceğinden, yapay zekânın doğrudan suç faili olarak kabul edilmesi mümkün değildir; bu husus Türk Ceza Kanunu’nun 20. maddesinde düzenlenen ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesinin doğal bir sonucudur; yapay zekâ aracılığıyla işlenen fiillerde cezai sorumluluk, algoritmayı kullanan, yönlendiren veya fiil üzerinde fiilî hâkimiyeti bulunan gerçek kişilere atfedilmekte olup, yapay zekâ bu bağlamda bir araç olarak değerlendirilmektedir; ancak yapay zekânın kendi kendine öğrenen ve özerk kararlar verebilen yapısı dikkate alındığında, failin kastının veya taksirinin tespiti her zaman kolay olmamakta, bu durum klasik ceza hukuku teorisinin sınırlarını zorlamaktadır; özellikle otomatik içerik üretimi, deepfake teknolojileri, algoritmik manipülasyon ve kişisel verilerin hukuka aykırı kullanımı gibi alanlarda ceza sorumluluğunun nasıl belirleneceği, Türk Ceza Hukuku bakımından ilerleyen dönemde özel düzenlemeleri zorunlu kılabilecek niteliktedir. YAPAY ZEKÂ HUKUK MESLEKLERİNİ ORTADANKALDIRIR MI? TÜRK HUKUK SİSTEMİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRME Yapay zekânın hukuk alanında giderek yaygınlaşması, avukatlık, hâkimlik ve savcılık gibi hukuk mesleklerinin geleceğine ilişkin ciddi tartışmaları beraberinde getirmiş olmakla birlikte, Türk hukuk sisteminin normatif ve kurumsal yapısı dikkate alındığında, yapay zekânın bu meslekleri tamamen ortadan kaldıracağı yönündeki görüşlerin hukuki ve fiilî bir karşılığının bulunmadığı görülmektedir; zira Türk hukukunda yargılama faaliyeti, Anayasa’nın 138. maddesi uyarınca hâkimin bağımsızlığı ve vicdani kanaatine dayalı olarak yürütülmekte olup, takdir yetkisi, delillerin serbestçe değerlendirilmesi, tanık beyanlarının inandırıcılığının takdiri ve hakkaniyet değerlendirmesi gibi yargılamanın özünü oluşturan unsurlar algoritmik sistemler tarafından ikame edilemez niteliktedir; benzer şekilde Avukatlık Kanunu çerçevesinde avukatlık faaliyeti, yalnızca hukuki bilgi üretimi veya dilekçe yazımıyla sınırlı olmayıp, müvekkil ile kurulan güven ilişkisi, dava stratejisinin belirlenmesi, müzakere ve ikna yeteneği ile meslek etiği sorumluluğunu içeren çok boyutlu bir faaliyettir; yapay zekâ, içtihat taraması, sözleşme analizi ve belge inceleme gibi alanlarda avukata yardımcı olabilse de, temsil ve savunma görevini üstlenmesi hukuken mümkün değildir; savcılık mesleği bakımından da kamu adına hareket etme, soruşturmayı sevk ve idare etme ve kamu düzenini koruma görevleri, insanî değerlendirme ve takdir gerektirdiğinden yapay zekâ tarafından devralınamaz; bu bağlamda yapay zekâ, hukuk mesleklerini sona erdiren bir unsur değil, bu mesleklerin icra biçimini dönüştüren ve niteliksel bir değişime zorlayan bir araç olarak değerlendirilmelidir; ancak bu dönüşüm, hukukçular açısından yeni bir eşik yaratmakta, teknolojiyi etkin ve etik biçimde kullanabilen hukukçular ile bu dönüşüme uyum sağlayamayanlar arasında mesleki birayrışma riskini de beraberinde getirmektedir; dolayısıyla Türk hukuk sistemi bakımından asıl tartışılması gereken husus, yapay zekânın hukuk mesleklerini bitirip bitirmeyeceği değil, hukukçuların bu teknolojiyi hukuk devleti ilkesi, meslek etiği ve temel haklar çerçevesinde nasıl yöneteceği ve kullanacağıdır. GELİŞEN VE GÜNCELLENEN UYAP'TA YAPAY ZEKA NASILKONUMLANABİLİR ? Türkiye’de yargının dijitalleşmesi süreci uzun süredir Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden yürütülmekte olup, bu sistem yargısal faaliyetlerin hızlandırılması, usul ekonomisinin sağlanması ve yargılamada şeffaflığın artırılması bakımından temel bir altyapı işlevi görmektedir. UYAP kapsamında elektronik dosya yönetimi, evrak kayıt ve tebligat işlemleri, duruşma takibi, içtihat erişimi ve süre hesaplamaları gibi birçok süreç hâlihazırda dijital ortamda yürütülmekte bu durum yapay zekâ destekli uygulamaların entegrasyonu açısından elverişli bir zemin oluşturmaktadır. Yapay zekâ destekli sistemler UYAP altyapısı içerisinde dosyaların konu, taraf ve dava türüne göre sınıflandırılması, benzer uyuşmazlıkların tespiti, yoğunluk analizi, iş yükü planlaması, usule ilişkin eksikliklerin önceden tespiti ve içtihat eğilimlerinin istatistiksel olarak ortaya konulması gibi alanlarda yargısal faaliyeti destekleyici bir rol üstlenebilir. Ancak Türk hukuk sistemi bakımından bu teknolojilerin yargısal karar alma süreçlerinin yerine geçmesi değil, yalnızca teknik ve idari destek sağlaması kabul edilebilir bir sınır olarak ortaya çıkmaktadır; zira Anayasa’nın 138. maddesinde güvence altına alınan hâkimin bağımsızlığı ve vicdani kanaati ilkesi, karar verme yetkisinin algoritmik sistemlere devredilmesini hukuken imkânsız kılmaktadır. Bu çerçevede yapay zekâ, hâkimin kararını belirleyen bir otorite değil, hâkimin önündeki bilgi setini daha düzenli, erişilebilir ve analiz edilebilir hâle getiren bir araç olarak değerlendirilmelidir. Ayrıca yapay zekâ destekli sistemlerin yargılamada kullanımı, şeffaflık ve denetlenebilirlik ilkeleri bakımından özel bir hassasiyet gerektirmekte olup, hangi verilerin hangi amaçla işlendiği, algoritmik çıktılara ne ölçüde itibar edildiği ve bu çıktılara karşı tarafların itiraz imkânlarının bulunup bulunmadığı açıkça ortaya konulmalıdır. Aksi hâlde dijitalleşme, yargısal faaliyeti hızlandırmak yerine adil yargılanma hakkı, silahların eşitliği ilkesi ve hukuki güvenlik bakımından yeni sorunlar doğurabilecektir. Bu nedenle UYAP ve benzeri dijital yargı sistemlerinde yapay zekâ kullanımının sınırları, karar destek sistemi ile sınırlı tutulmalı, nihai değerlendirme ve sorumluluk her hâlükârda hâkimin takdir yetkisi ve vicdani kanaati çerçevesinde şekillenmelidir. SONUÇ OLARAK Türk hukuk sistemi açısından yapay zekâ, kaçınılmaz bir dönüşüm unsurudur; ancak bu dönüşüm hukuk devleti ilkesi, temel hak ve özgürlükler ile insan merkezli yargılama anlayışı korunarak yönetilmeli, yapay zekâ hukukun yerine geçen değil, hukuku destekleyen bir araç olarak konumlandırılmalıdır. AV. KÜRŞAT YAŞAROĞLU