Yalan Tanıklık ve Suçluyu Kayırma Suçları: Unsurları, Tutuklama Tedbiri Bakımından Değerlendirilmesi ve İnsan Hakları Boyutu
Giriş
Yalan tanıklık ve suçluyu kayırma suçları, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda (TCK) "Adliyeye Karşı Suçlar" arasında düzenlenmiştir. Bu suçlarla korunmak istenen temel hukuki değer, adaletin doğru şekilde işlemesi, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve yargı fonksiyonunun güvenilirliğidir. TCK m.272'de düzenlenen yalan tanıklık suçu ile tanığın gerçeğe aykırı beyanda bulunması yaptırıma bağlanırken; TCK m.283'te düzenlenen suçluyu kayırma suçu ile suç işlemiş kişinin adli mercilerden kaçmasına veya cezanın infazından kurtulmasına yardım edilmesi cezalandırılmaktadır.
I. Yalan Tanıklık Suçu (TCK m.272)
Kanuni Düzenleme
5237 sayılı TCK'nın 272. maddesinde yalan tanıklık suçu düzenlenmiştir. Buna göre;
-
Hukuka aykırı bir fiil nedeniyle yürütülen soruşturmada tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı beyanda bulunulması,
-
Mahkeme huzurunda veya yeminle tanık dinlemeye yetkili makam önünde gerçeğe aykırı beyanda bulunulması,
cezalandırılmaktadır.
Suçun Unsurları
1. Fail
Bu suçun faili ancak "tanık" sıfatını taşıyan kişi olabilir.
Şüpheli, sanık veya taraf sıfatıyla ifade veren kişi yalan tanıklık suçunun faili olamaz. Bu kişiler hakkında koşulları varsa iftira veya başka suçlar gündeme gelebilir.
2. Maddi Unsur
Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına göre;
-
Gerçeğe aykırı beyanda bulunulması,
-
Bilinen gerçeğin gizlenmesi,
-
Olayın önemli bir kısmının saklanması,
halinde suç oluşabilir.
TCK madde gerekçesinde de yalan tanıklığın yalnızca yalan söylemekten ibaret olmadığı, tanıklık konusu olay hakkındaki bilgilerin kasten saklanmasının da suç kapsamında olduğu belirtilmiştir.
3. Manevi Unsur
Suç ancak kasten işlenebilir.
Tanığın hatalı hatırlaması, olayları yanlış değerlendirmesi veya algı yanılması nedeniyle verdiği yanlış bilgi yalan tanıklık suçunu oluşturmaz.Yargıtay uygulamasında, suçun oluşabilmesi için gerçeğin bilindiğinin ve buna rağmen bilerek farklı beyanda bulunulduğunun kesin şekilde ortaya konulması aranmaktadır.
4. Hukuka Aykırılık
Tanıklığın;
-
Mahkeme önünde,
-
Savcılık soruşturmasında,
-
Kanunen tanık dinlemeye yetkili kurul veya kişiler önünde, yapılmış olması gerekir.
Yargıtay'ın Yaklaşımı
Yargıtay'ın istikrarlı uygulamasına göre;
Yalan tanıklık suçundan mahkûmiyet için tanığın beyanının gerçeğe aykırı olduğunun kuşkuya yer bırakmayacak biçimde ortaya konulması gerekir.
Ceza muhakemesinin temel ilkesi olan "şüpheden sanık yararlanır" ilkesi burada da geçerlidir. Aşağıda belirtilen emsal Yargıtay Kararında da Yüksek Mahkemenin Yalan Tanıklık Suçunu nasıl tanımladığı belirtilmiştir.
YARGITAY
8. CEZA DAİRESİ
Esas Numarası: 2020/10906
Karar Numarası: 2022/15072
Karar Tarihi: 24.10.2022
“TCK.nın 272. maddesinde düzenlenen yalan tanıklık suçunun oluşması için; hukuka aykırı bir fiil nedeniyle soruşturma kapsamında tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapılması ya da mahkeme veya yemin ettirerek tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapılmasının zorunlu bulunması, başka deyişle hukuksal bir uyuşmazlığa konu bir olayla ilgili olarak bilgisini aktaran kişinin yasalar gereği “tanık” sıfatıyla dinlenilmesi gerekli olup, anılan suç, kendisinin katılmadığı olaylara ilişkin bildiklerini tanık dinlemeye yetkili merciler önünde açıklamaya zorunlu olan kimselerin yalan söylemesi veya gerçeği inkar etmesi yahut dinlendiği konudaki bilgilerini az veya çok söylememesi ile gerçekleşir.”
II. Suçluyu Kayırma Suçu (TCK m.283)
Kanuni Düzenleme
TCK m.283'e göre “Suç işleyen bir kişiye araştırma, yakalanma, tutuklanma veya hükmün infazından kurtulması için imkan sağlayan kimse altı aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."
Suçun Unsurları
1. Önceden İşlenmiş Bir Suçun Bulunması
Suçluyu kayırma suçunun oluşabilmesi için öncelikle işlenmiş bir suç bulunmalıdır.
Ancak bu suç nedeniyle kesinleşmiş mahkumiyet şart değildir.
Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre fail hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş olması gerekmez; suç işlendiğine dair olgusal durum yeterlidir.Ancak bu konuda hukuk doktrininde farklı görüşler mevcuttur
Bahsi geçen Suçun kovuşturulabilir veya cezalandırılabilir olması gerekir. Örneğin fiilin cezalandırılabilmesi için objektif cezalandırılabilme şartı mevcut ise bu şart gerçekleşmeden suçluyu kayırmanın mümkün olamayacağı ifade edilmektedir. Bir görüşe göre fiilin, kovuşturulmasına veya soruşturulmasına, zamanaşımı, genel af veya şikayet koşulu gibi bir durumun engel teşkil etmesi halinde suç meydana gelmeyecektir.( Savaş- Mahmutoğlu, s.3027, krş. Parlar-Hatipoğlu, s.3955)
Suçluyu kayırma suçunun konusu “suç işleyen bir kimsedir”. Madde Gerekçesi’nde, suçun konusu “daha önce işlenmiş olan bir suçun işlenişine herhangi bir şekilde iştirak etmiş olan bir kişidir. Kayrılan kişi, önceki suçun faili veya şeriki olabilir. Bu kişi, önceden işlenen bir suçtan mahkûm olmuş bir kişi olabileceği gibi, sadece şüpheli veya sanık olması nedeniyle aranan bir kişi de olabilir” şeklinde tanımlanmıştır.
Maddenin başlığında yer alan “Suçluyu Kayırma” ifadesindeki “suçlu” kavramı Türkçe’de suç işlemiş olan kimse anlamına gelmektedir ki bu ancak kesinleşmiş bir yargılama neticesinde ortaya çıkarılabilecek bir husustur. Bu duruma dikkat çeken Ünver, bu suçun işlenmiş sayılabilmesinin kesinleşmiş bir mahkeme kararın varlığına bağlı olduğunu, böyle bir karar yoksa araştırma, yakalanma, tutuklanma veya hükmün infazından kurtulmayı sağlamanın suçluyu kayırma olarak kabul edilemeyeceğini söylemektedir. Yazar bu itibarla şüpheli/sanık olan kişiler açısından bu suçun işlenemeyeceğini ifade etmekte, aksi tutumun kıyas veya genişletici yorum yasağı kapsamında kalacağını öne sürmektedir. Buna karşın doktrinde gerekçeye uygun bir yorumla kayırılan kişinin önceki suçun mahkumu olabileceği gibi sadece şüpheli veya sanık olabileceği de ifade edilmektedir. Zafer, 765 Sayılı TCK’nun 296. maddesine göre soruşturma makamlarının bu suçtan haberdar olmadığı sırada bile suçun işlenebileceğini ifade etmektedir(Ünver, s.319. Parlar-Hatipoğlu, s.3954. Zafer, Faile Yardım, s.45.)
Masum sayılma hakkı, suçun bütün unsurları hakkında geçerlidir. Ayrıca adil yargılanma hakkının sonuçları arasında sayılan masumiyet karinesinin yargılamanın her aşamasında geçerli olan bir durum olduğu, yargılama sürecinin her aşamasının adil yargılanma ilkesine uygun olma zorunluluğunun bir mükemmeliyetin aranması şeklinde görülmemesi gerektiği ifade edilmektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6’ncı maddesinin ikinci fıkrası da, bu hakkı adil yargılanma hakkı kapsamında esas kabul etmektedir. Anayasa’da da bu husus düzenlenmiş olup 38’inci maddesinin dördüncü fıkrasında ‘Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz’ denilmektedir. Kanunlar, Anayasaya aykırı olamaya cağına göre ceza kanunun da bu kuraldan muaf olması düşünülemez. Bu itibarla ceza kanununda hakkında suç işlediği şüphesi bulunan kişilerin suçlu olarak kabul edilmesi başta Anayasa olmak üzere temel mevzuatlara aykırıdır ve ilgili hükmün yeniden düzenlenmesi gerekmektedir
(Ar. Gör. Zahit YILMAZ,Suçlulu Kayırma Suçu, DergiPark Makale. 1 Haziran 2012, Cilt 18)
2. Yardım Fiili
Failin;
-
Saklaması,
-
Kaçırması,
-
Delilleri gizlemesi,
-
Yakalanmasını engellemesi,
-
Cezanın infazından kurtulmasına yardım etmesi,
gibi hareketleri suçun maddi unsurunu oluşturabilir.
3. İştirak Etmemiş Olma Şartı
Suçluyu kayıran kişi, esas suçun faili veya yardım edeni olmamalıdır.Aksi durumda iştirak hükümleri uygulanır.
4. Kast
Suç ancak kasten işlenebilir.
Yardım eden kişinin:
-
Bir suç işlendiğini bilmesi,
-
Yardım ettiği kişinin suç faili olduğunu bilmesi, gerekir.
Bu Suçlarda Tutuklama Kararı Verilebilir mi?
A. Genel İlke
Tutuklama, Anayasa m.19 ve CMK m.100 kapsamında istisnai bir koruma tedbiridir.
Anayasa'nın 19. maddesi:Kişi hürriyeti ve güvenliğinin ancak kanunda öngörülen şartlarda sınırlandırılabileceğini düzenlemektedir.CMK m.100'e göre tutuklama için;
-
Kuvvetli suç şüphesini gösteren somut deliller,
-
Tutuklama nedenlerinden en az birinin bulunması, gerekir.
Katalog Suç İncelemesi
CMK m.100/3'te katalog suçlar sayılmıştır.
Yalan tanıklık (TCK 272) ve suçluyu kayırma (TCK 283) bu katalog içinde yer almamaktadır.
Bu nedenle bu suçlarda otomatik tutuklama karinesi uygulanamaz.
Tutuklama için ayrıca;
-
Kaçma şüphesi,
-
Delil karartma tehlikesi,
-
Tanıklar üzerinde baskı kurulması, gibi olguların ayrıca gösterilmesi gerekir.
Anayasa Mahkemesi'nin Yaklaşımı
Anayasa Mahkemesi çok sayıda bireysel başvuru kararında; Tutuklamanın ceza değil koruma tedbiri olduğunu, Kuvvetli suç belirtisi ile tutuklama nedenlerinin somut olgularla gösterilmesi gerektiğini, vurgulamıştır.
Özellikle Mustafa Ali Balbay, Mehmet Haberal, Murat Narman, Hanefi Avcı kararlarında AYM;
soyut gerekçelerle tutuklama yapılamayacağını belirtmiştir.
Tutuklama kararlarında;
-
Dosya kapsamındaki somut deliller,
-
Kaçma veya delil karartma tehlikesi, ayrı ayrı açıklanmalıdır.
D. AİHM İçtihadı
1. Letellier / Fransa
AİHM; Tutukluluğun devamı için suç şüphesinin tek başına yeterli olmadığını,
belirtmiştir.
2. Wemhoff / Almanya
Mahkeme; Kaçma ihtimali somut verilere dayanmalıdır, tespitinde bulunmuştur.
3. McKay / Birleşik Krallık
AİHM'e göre;
Tutuklama otomatik bir uygulama haline getirilemez. Bu kararlar Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5. maddesi bakımından temel içtihat niteliğindedir.
Yalan Tanıklık ve Suçluyu Kayırma Suçlarında Tutuklama Tedbirinin Uygulanabilirliği
Yalan Tanıklık Suçu Bakımından
TCK m.272'nin temel ve nitelikli halleri incelendiğinde ceza miktarları görece düşüktür.Bu nedenle uygulamada tutuklama oldukça istisnaidir.
Ancak örneğin;
-
Örgütlü suç soruşturmasında,
-
Çok sayıda tanığa baskı yapıldığı,
-
Delillerin sistematik şekilde yok edildiği, somut olarak ortaya konulursa tutuklama teorik olarak mümkündür.
Suçluyu Kayırma Suçu Bakımından
TCK m.283 bakımından da suç katalog suç değildir.
Ancak;
-
Aranan ağır suç failinin saklanması,
-
Delillerin yok edilmesi,
-
Kaçma organizasyonunun kurulması, gibi durumlarda CMK m.100 kapsamında somut tutuklama nedenleri oluşabilir.
Dolayısıyla kanunen tutuklama mümkündür; ancak bu suçların niteliği nedeniyle her olayda değil, ancak somut gerekçeler bulunduğunda uygulanabilir.
Sonuç Olarak;
-
Yalan tanıklık suçu TCK m.272'de düzenlenmiş olup, tanığın bilerek gerçeğe aykırı beyanda bulunması veya gerçeği saklamasıyla oluşur.
-
Suçluyu kayırma suçu TCK m.283'te düzenlenmiş olup, suç işlemiş kişinin araştırma, yakalanma, tutuklanma veya infazdan kurtulmasına yardım edilmesiyle oluşur.
-
Her iki suç da CMK m.100/3'teki katalog suçlar arasında yer almamaktadır.
-
Bu nedenle yalnızca suç isnadı nedeniyle tutuklama kararı verilemez.
-
Tutuklama için kuvvetli suç şüphesi yanında kaçma veya delil karartma tehlikesinin somut olgularla ortaya konulması gerekir.
-
Hem Anayasa Mahkemesi hem de AİHM içtihatları, tutuklamanın istisnai bir koruma tedbiri olduğunu ve özgürlük lehine yorum yapılması gerektiğini kabul etmektedir.
Av. Batuhan SONER