İrtikabın Hukuki Boyutları Ve Rüşvet ve İrtikap Suçlarının Yapısal Farkları

Anasayfa > Makaleler > İrtikabın Hukuki Boyutları Ve Rüşvet ve İrtikap Suçlarının Yapısal Farkları

İrtikabın Hukuki Boyutları Ve Rüşvet ve İrtikap Suçlarının Yapısal Farkları

 Kamu idaresinin dürüstlük, tarafsızlık ve adalet ilkelerine uygun şekilde işlemesi, ceza hukukunun en temel önceliklerinden biridir. Türk Ceza Kanunu (TCK) kapsamında "Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar" başlığı altında düzenlenen irtikap (TCK m. 250) ve rüşvet (TCK m. 252) suçları, kamu gücünün haksız menfaat temini amacıyla kötüye kullanılmasını yaptırıma bağlar. Bu iki suç tipini, teorik altyapıları, fail ve mağdur arasındaki ilişkinin niteliği ve irade özgürlüğü kriterleri açısından birbirine tamamen zıt karakterlere sahiptir. Bu makalede, irtikap suçunun kanuni unsurları, işleniş biçimleri ve hukuki sonuçları analiz edilecek; ardından rüşvet ve irtikap suçları arasındaki yapısal farklar net bir şekilde ortaya konulacaktır.  

1. İrtikap Suçunun Unsurları ve İşleniş Şekilleri Türk Ceza Kanunu'nun 250. maddesinde yer alan irtikap suçu, tek bir hareketle değil, kanunda sayılan üç farklı işleniş biçimiyle (görünüm şekliyle) vücut bulabilir. Suçun oluşabilmesi için failin kesinlikle TCK m. 6/1-c maddesinde tanımlanan bir kamu görevlisi olması ve eylemi görevinin verdiği yetkiyi, nüfuzu veya güveni kötüye kullanarak gerçekleştirmesi şarttır. A. İcbar Suretiyle İrtikap (TCK m. 250/1) İcbar kavramı kelime anlamı olarak "zorlama" anlamına gelse de, buradaki zorlama yağma suçundaki gibi fiziksel bir şiddet (maddi cebir) veya doğrudan doğruya hayatı tehdit eden bir unsur içermez. Kast edilen durum, mağdur üzerinde kurulan manevi cebirdir. Kanun koyucu bu suçu şu şekilde formüle etmiştir:

TCK Madde 250/1: "Görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi icbar eden kamu görevlisi, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."  Kamu görevlisi, makamının ve yetkilerinin getirdiği gücü öyle bir baskı aracı olarak kullanır ki; mağdur, "eğer bu menfaati sağlamazsam yasal ve haklı olan işim engellenecek, gecikecek veya hiç yapılmayacak" korkusuna kapılır. Mağdurun iradesi bu manevi baskıyla sakatlanır.  

Örnek: Acil cerrahi müdahaleye ihtiyacı olan bir hastaya, kamu hastanesinde çalışan bir cerrahın "Bıçak parası ödemezsen seni ameliyat sırasına almam, tedavin yarım kalır" diyerek kişiyi köşeye sıkıştırması icbar suretiyle irtikap teşkil eder. B. İkna Suretiyle İrtikap (TCK m. 250/2) İkna suretiyle irtikapta kamu görevlisi mağdura psikolojik bir baskı uygulamaz. Aksine, görevinin yarattığı güven zeminini kötüye kullanarak hileli davranışlarda bulunur. Kanundaki düzenleme şu şekildedir:

TCK Madde 250/2: "Görevinin sağladığı güveni kötüye kullanmak suretiyle gerçekleştirdiği hileli davranışlarla kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi ikna eden kamu görevlisi, üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."  Burada kamu görevlisi, vatandaşın hukuken ödemekle yükümlü olmadığı bir meblağı veya sağlamak zorunda olmadığı bir avantajı, "yasal bir zorunlulukmuş" gibi yansıtarak onu ikna eder. Bu eylemin dolandırıcılıktan temel farkı, hilenin gücünü doğrudan doğruya kamu görevinin topluma verdiği sarsılmaz güven duygusundan almasıdır.

Örnek: Bir belediye çalışanının, aslında tamamen ücretsiz olan bir ruhsat veya evrak işlemi için vatandaşa "Yeni mevzuata göre belediye veznesine değil, şu dernek hesabına 5.000 TL bağış makbuzu yatırmanız mecburi" diyerek parayı kendi uhdesine geçirmesi bu suça örnektir. C. Hatadan Yararlanma Suretiyle İrtikap (TCK m. 250/3) Bu görünüm şekli, icbar ve iknadan farklı olarak kamu görevlisinin aktif bir hilesi ya da baskısı olmadan, ihmali (pasif) bir tutumla işlenir. İlgili yasal hüküm şöyledir:

TCK Madde 250/3: "İkinci fıkrada tanımlanan suçun, kişinin hatasından yararlanarak işlenmesi halinde, kamu görevlisine bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir." Bu senaryoda mağdur, kendi bilgi eksikliği, dalgınlığı veya yanılgısı nedeniyle zaten hatalı bir işlem yapmıştır. Kamu görevlisi bu hatayı fark ettiği an mağduru aydınlatmakla yükümlüyken, tam aksine bu durumdan faydalanarak haksız kazanç elde etmeyi seçer.

Örnek: Vergi dairesine harç yatırmaya gelen bir mükellefin, hesaplama hatası yaparak veznedara 20.000 TL yerine dalgınlıkla 30.000 TL vermesi; veznedarın da bu durumu fark etmesine rağmen sessiz kalarak fazla parayı kasaya değil kendi cebine koyması bu suçu oluşturur. 2. Rüşvet ve İrtikap Arasındaki Yapısal Farklar Toplumda ve günlük dilde sıklıkla karıştırılan bu iki suç tipini birbirinden ayıran temel mihenk taşları, "tarafların irade serbestliği" ve "hukuki konumları"dır. Ayrımın daha net anlaşılması için rüşvet suçunun kanuni tanımını incelemek gerekir: TCK Madde 252/1: "Rüşvet alan kamu görevlisi ile rüşvet veren kişi, dört yıldan on iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."

TCK Madde 252/3: "Rüşvet, bir kamu görevlisinin, görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, kendisi veya yönlendireceği bir başkası yararına, görevinin ifasıyla ilgili taraflarla varılan anlaşma çerçevesinde bir menfaat temin etmesidir." İrade Eşitliği ve Kamusal Baskı Ayrımı Rüşvet suçu (TCK m. 252), yapısı gereği çok failli (iki taraflı) bir suçtur. Rüşvet alan kamu görevlisi (mürteşi) ile rüşvet veren sivil şahıs (raşi) arasında yasa dışı bir rüşvet anlaşması mevcuttur. Her iki taraf da hukuka aykırı bir sonucun doğması ya da yapılması gereken bir görevin yapılmaması adına özgür ve eşit iradeleriyle uzlaşırlar. Bu sebeple rüşvet ilişkisinde sivil şahıs bir mağdur değil, suçun asli kurucularından biridir. Buna karşın irtikap suçu (TCK m. 250), özü itibarıyla tek taraflı bir suçtur. Kamu görevlisi, elindeki kamusal gücü vatandaşa karşı bir baskı ya da aldatma mekanizması olarak kullanır. Karşı taraftaki sivil birey özgür iradeye sahip değildir; memurun yarattığı psikolojik tazyik, yanıltma veya mevcut hatayı gizlemesi sonucu menfaat sağlamak mecburiyetinde kalır. Dolayısıyla irtikaptaki sivil şahıs suç ortağı değil, suçun doğrudan mağdurudur.

Meşru Zemin - Gayrimeşru Zemin Ayrımı Yargıtay ceza dairelerinin istikrarlı kararlarında vurgulanan bir diğer önemli ölçüt tarafların hukuki durumudur:  Rüşvet veren kişi gayrimeşru zemindedir: Çoğunlukla yasal olarak hakkı olmayan bir avantajı elde etmek, bir cezadan sıyrılmak veya usulsüz bir işlemi tamamlatmak amacıyla kamu görevlisine yaklaşır ya da teklif sunar.

İrtikaba maruz kalan kişi meşru zemindedir: Genellikle yasal, haklı ve hukuka uygun bir işinin (örneğin hak ettiği bir belgenin onaylanması veya sağlık hizmeti alması) yerine getirilmesi için kuruma başvurmuştur. Ancak kamu görevlisi bu haklı talebi zorlaştırarak kişiyi ödeme yapmaya mecbur bırakır. 3. Yargıtay İçtihatları ve Uygulamadaki Kriterler YARGITAY 5. CEZA DAİRESİ Esas : 2003/7773 Karar : 2004/5411: ‘’...Oluş ve kabule göre; E. Devlet Hastanesi

Acil Polikliniğinde doktor olarak görev yapan sanığın suç tarihinde E. Meslek Yüksek Okulunda girdiği sınav sırasında rahatsızlanarak hastaneye getirilen müştekiyi tedavi edip rapor vermeksizin taburcu ettiği, müştekinin rahatsızlığı nedeniyle giremediği sınava girebilmesi için rapor gerekmesi nedeniyle sanığın muayenehanesine tanıklarla birlikte gidip rapor istemesi üzerine sanığın rapor karşılığında 3.000.000 lira istediği, parayı vermezse raporu vermeyeceğini söylediği, müştekinin söz konusu parayı sanığa vermemesi üzerine raporu vermediği tüm dosya içeriğinden anlaşılmakla; olayda sanığın icbar boyutuna varan bir hareketi olmadığı için rüşvet istediği, için irtikap suçunun unsurlarının bulunmadığı, sanığın yapması gereken işi yapmak müşteki tarafından rüşvet teklifinin nedeniyle rüşvet anlaşmasının oluşmadığı gözetilerek rüşvet almaya eksik teşebbüsten hüküm kurulması yerine yazılı kabul şekilde irtikap suçundan hükme edilmemesi Kanuna aykırı, sanık vekillerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), 7.7.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.’’ varılması, YARGITAY CG. CEZA GENEL KURULU Esas : 2012/5-1269 Karar : 2013/26: ‘’…

İcbar suretiyle irtikap suçunun düzenlendiği TCK'nun 250. maddesinin 1. fıkrasında 6352 sayılı Kanun ile yapılan değişikliği, aynı Kanunla TCK'nun 257. maddesinin 3. fıkrasının yürürlükten kaldırılmasıyla birlikte değerlendirmek gerekmektedir. Öğretide, sözkonusu düzenlemenin, kamu görevlisinin görevi gereği yerine getirmesi gereken bir işi yerine getirmesi için yarar sağlamış olmasının uygulamada genellikle görevi kötüye kullanma suçu çerçevesinde ele alınmasının ortaya çıkardığı sakıncaları giderme amacını güttüğü belirtilmektedir. (Prof. Dr. Durmuş Tezcan, Prof. Dr. M. Ruhan Erdem, Yrd. Doç. Dr. R. Murat Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, 2012, s.838)

Bu değişiklikten sonra kamu görevlisinin görevi nedeniyle bir yarar sağlaması durumunda oluşan suç ya rüşvet ya da irtikap olabilecektir. Eğer kamu görevlisi, haksız tutum ve davranışlara başvurarak karşı tarafın kendisine ya da yönlendireceği kişilere yarar sağlaması konusunda kendini mecbur hissetmesine yol açmış ise, eylemi icbar suretiyle irtikap suçunu oluşturabilecektir. İrtikap suçundan söz edebilmek için mağdurun iradesinin baskı altına alınması gerektiği göz önünde tutulacak, icbar boyutuna varan bir baskı sözkonusu olmayıp görevlinin yalnızca telkin, öneri ve teşvik niteliğindeki davranışlarına dayanarak yarar sağlanması durumunda da rüşvet suçu gündeme gelecektir.’’

Sonuç Özetle; rüşvet suçunun odağında kamusal yetkilerin karşılıklı rıza ile "ticarete dökülmesi" yer alırken, irtikap suçunda kamu gücünün vatandaşa karşı bir "tehdit unsuru" veya "tuzak" olarak kullanılması esastır. İrtikap, devletin korumakla mükellef olduğu vatandaşını kendi personeli eliyle istismar etmesi anlamına geldiğinden, ceza hukuku sistematiğinde rüşvete kıyasla daha hassas çizgilerle ayrılmış ve ciddi yaptırımlara tabi tutulmuştur. Temiz ve güvenilir bir yönetim mekanizmasının tesisi, yargılama süreçlerinde bu ince sınırların doğru tespit edilerek adil cezalandırma yapılmasıyla mümkündür.                                                                                                  

 St. Av. Serhat Akbunar 

Mustafa Özdemir Hukuk Bürosu
Mustafa Özdemir Uyuşmazlık ve Çözüm Bürosu
Mustafa Özdemir Hukuk Bürosu

BLOG VE MAKALELER